Aydın Ergil'in Sayfaları

Merhaba

  • Kategoriler

  • Bu siteye kaydolduğunuzda her yeni yazı girişinde haberiniz olur.

    Diğer 6 takipçiye katılın

  • Takvim

    Nisan 2011
    P S Ç P C C P
    « Mar   May »
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    252627282930  

Belfıtığı Ameliyatı

Posted by Aydın Ergil 20 Nisan 2011

20 Aralık’ta çorabımı giyerken, 25 Aralık’ta, arabada, üzerine oturduğum paltomu düzeltirken belimde duyduğum rahatsızlıklar canımı sıkıyordu, ama pek de yaşamsal gözükmüyordu… 2 Ocak’ta, belki belimden gelen rahatsızlıklar azalır diye Levent’teki bir görüşmeye yürüyerek gidip gelme kararı verdim. Dönerken biraz daha zor yürüdüğümü sezdim. Aynı gece de kötü bir tiyatro koltuğunda Nâzım’ı anma toplantısı için dört saat gönüllü olarak mahsur kaldım. Oradan eve döndük. Ertesi sabah kalktığımda öne doğru eğilmemin mümkün olamadığını gördüm. Hala uyanamamışım, “geçer” diyorum. Rahatsızlığın azaldığı hayalini görüyorum. Ertesi gün yataktan çıkmıyorum, akşam da belden ve dizden 90 derecelik açılarla yere yatarak ayağımı da sehpaya koyarak, aklım sıra fizik tedavisi yapıyorum. Sonunda yatağa kendimi zor atıyorum. 5 Ocak sabahı kalktığımda ise, “sol” ayağima basamadığımı görüyorum. Solun üzerine bastığımda, dayanılmaz bir ağrı giriyor, basmam mümkün değil. Yatağımdan tuvalete (1,5 metre) tekerlekli sandalye aracılığıyla gidiyorum. Sol bacağa yük vermezsem sorun yok (????). Aynı gün yeğenimi arıyorum. Araştırmasını yapıp beni arıyor, ertesi sabah F. Nightingale hastanesinin acil girişinde buluşmak üzere sözleşiyoruz. Ben bu arada bildiğim birkaç doktoru arıyorum. Durum net olarak bel fıtığı, ama çözüm belirsiz.

Araba ya da taksi ile ulaşım söz konusu değil, birgün önce telefon numarası bize duyurulan Beşiktaş Belediyesi’ni arayıp ambulans istiyoruz. Sabah 11’de sandalya-sedye ile ambülansa, oradan hastaneye. Acil’in kapısında yeğenim Erkut ile ortağı bekliyorlar, içerden getirdikleri sedye ile beni acilden kaçırıp doğru MR çekilen yere götürüyorlar. Onlar beni çoktan sıraya sokmuşlar bile. Sıra bana geldiğinde, beni MR tezgahına yatırıyorlar, sol bacak bir türlü düzelmiyor, sol tarafım yere değemiyor ki. Bir ağrı kesici iğne yapılıyor hemen, vız geliyor. Kıpırdamadan duramayacağım kesin. Son çözüm beni paketlemek oluyor, ona razı oluyorum. 35 dakikalik işkenceli bir gözlem ancak iki satte tamamlanabiliyor. “Oh be” diyorum, tekerlekli sandalyeye oturunca bir anda rahatlıyorum. Erkut ve ortağı iyi çalışmışlar, profesör beni kabininde bekliyor, beni hızla oraya götürüyorlar. Hekim, 30 saniye içinde tanıyı koyuyor, bel fıtığı. Bir de MR’i görmek istiyor, raporu incelediğinde herşey netleşiyor. L4-L5 arasindaki sol bacak sinirlerinin çıktığı delikten kıkırdak diş macunu gibi dışarı çıkmış. Tek çözüm ameliyat. Başka çözüm mümkün mü? Hayır. Gecikirsek ne olur? Felç. Günlerden cuma, ertesi gün 9 günlük bayram tatili başlıyor. Doktor düşünüp karar vermemizi, hemen ameliyatın kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ben de herkesi şaşırtan yanıtımı veriyorum: “hemen ameliyat”. Diğer konularda (satrançta da) kaçınılmaz (zorunlu) adımlar vardır, bu da onlardan biri. Başka çözüm yok, zaman zararıma çalışıyor, korkuya yer kalmıyor. “Hemen”, ertesi sabah anlamına geliyor, ben hastaneye yatıyorum, gerekli tahliller yapılıyor. Nurdan ise başindan beri, hem doktor, hem hemşire, hem hastabakıcı, hem psikolog, hem yoldaş. Geceyi az ağrıyla, az uykuyla geçiriyoruz. Ertesi sabah ameliyat heyecanım artıyor. Ameliyat gömleği ters: Ön taraf kapalı, arka taraf açık, dolayısıyla o elbiseyle koridorda yürümek sakıncalı, popo her an riskte… 9:30 yerine 11’de ameliyata götürülüyorum. Bana uyuşturucu bir iğne yapıyorlar, “ah şurada rakı olsaydi” diyorum hemşireye. Bir de gözümü açıyorum ki hersey bitmiş. Yöntem değişmiş, artık ameliyat süresince uyutuyorlar, bittiğinde de solunumundan uyuşturucuyu çekiyorlar, hemen uyanıyorsun. Ameliyat yeni yöntemle yapıldı. Gerekli yerde bir delik açıldı, oradan içeri incecik bir çubuk, ucunda ışık, kamera, keski ve emici. Herhalde operasyonu ekranda büyüterek yönetmişlerdir. Neyse ameliyathane kapısındaki ekibimin eşliğinde odaya dönüyoruz saat 13:15. Yatakta denetimli sağa sola dönüşe izin var. Ertesi sabah kahvaltı sonrası, “haydi bakalım kalkma zamanı” diyorlar. Otur, ayağa kalk, sonra da yürü. Ikinci denemede başarılı oluyorum. Ama sol taraf sağ taraf gibi değil, fark ne, onu bilmiyorum. Doktor geliyor, “geçmiş olsun, çıkabilirsin” diyor. Sol tarafımla ilgili şikayetlerimi ciddiye almıyor. Eve geliyoruz. Sol bacağımdaki sorun hala sürüyor. Belde galiba sorun yok. Sol bacağımda iki kas grubu hem gergin hem de duyarsız, biri önde diz ile ayagi bağlayan grup, diğeri de solda diz ile kalçayı bağlayan grup. Bunların zamanla eski işlevlerini kazanacakları, ortak kanı. Bana da buna inanmak düşüyor. İki gündür gündüz yatmıyorum, ya evde yürüyorum ya da oturuyorum. Pazartesi denetim için gittik, denetim menetim olmadı. Bir sorun yokmuş gibi davrandı herkes. Internet iletilerine de dünden bu yana erişebiliyorum.

Aydın Ergil @ Pazar, Ocak 22, 2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: